NORMALLEŞMEYE GEÇERKEN RUHSAL PENCEREMİZ

11.06.2020

NORMALLEŞMEYE GEÇERKEN RUHSAL PENCEREMİZ…

Özel Çağsu Hastanesi Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Psikiyatri Umut SEZER  “Normalleşme Dönemine Geçerken Yaşanılan Uyum ve Adapte ile ilgili açıklamalarda bulundu. Dr. SEZER yaptığı açıklamalarda şu ifadelere yer verdi. 

Covid-19 pandemisi ile birlikte Mart’ın başından bu yana çoğumuz evlerimize kapanmak zorunda kaldık. Bir yandan salgının daha fazla yayılmasını önlemek için korunmacı, sosyal izolasyon tutumu benimsenirken diğer yandan da yeni vakaların tespit ve tedavilerini aktif olarak sağlık çalışanlarımız sürdürmekteydi. Haziran’dan itibaren de normalleşmeye geçmeye peyderpey başladık.

Önceki üç aylık döneme daha yeni yeni alışmaya çalışırken, şimdi ki normalleşme sürecine nasıl uyum sağlayabiliriz?

Doğaldır ki ’’Normalleşme’’ zaten alışkın olduğumuz eski özgür düzeni getirdikçe ve vakalar azalıp gündemi normalleşme adımları aldıkça, psikolojik rahatlığımız ve güven duygumuzda artacaktır.

Psikolojik olarak huzurumuz, en temel ihtiyaçlarımızdan bir olan güven duygumuza bağlıdır. Yani güvende olduğumuzu bildiğimizde huzurlu ve rahat hissederiz. Aksi durumlarda: Şimdi ki gibi toplumsal, küresel, yaygın tehdit ve tehlikeler;  ‘’Dünya Güvenli Yerdir’’ algımızı derinden etkiler ve uyuyan ‘’Dünya Güvensiz Yerdir’’ inancımızı tetikler. Eğer bir de çok yakınımıza ateş düşüp, kendimizin, en yakınlarımızın, sosyal çevremizdekilerin başına tehlike gelip kayıplara yol açtıysa ‘’ Benim ve yakınlarımın başına kötü bir şey gelmez.’’ İnancımızı alt üst eder. Korkumuzu, kaygımızı daha da şiddetlendirip yanına üzüntü, keder duygularını da ekler. Adil dünya algımız yerle bir olup, isyan, öfke ve suçluluk duygularına yol açarak yaşamı çekilmez hale getirebilir. Krize müdahale gerektirecek düzeyde psikolojik dengemizi bozabilir. Psikolojik bütünlüğün bozulduğunun göstergesi kaygı duygusudur. Ruhsal yönetimi ele geçirmesidir.  Yine de kaygı şimdiki gibi olağandışı duruma verilen olağan bir duygudur.

 Normalleşme sürecinin eski durumuna doğru bu şekilde devam edip etmeyeceği, tekrar kısıtlılığının arttığı günlere geri dönme riski, hatta belirsizliğin çok çok uzun sürebileceği gerçekliği kaygıları canlı tutsa bile, kara bulutların arasından umut ışığının gücünü hissetmek de bireylerin psikolojisini olumlu etkileyecektir. Daha iyimser bireyler için bu yavaş yavaş normalleşme adımları umudu canlı tutmaya yardımcıyken, aşırı sorumlu hisseden, mükemmelliyetçi, aşırı kontrol ihtiyacı içinde ve belirsizliğe tahammülsüzlük bireyler için ise ruhsal sorunlara yatkınlaştırıcı etken olmaya devam ederler. Bu kişilerin işlevselliğinin bozulması kaygıları nedeniyle gerekenden çok daha fazla tedbir alması ve vakitlerinin çoğunu bu uğraşların alması, dikkatlerinin yaşamsal amaçlardan, tümüyle güvenlik araçlarına kaymasına, tehdide takılı kalıp enerjilerini bu şekilde gereksiz tüketmelerine neden olur.

 Benzer olarak aşırı hijyen takıntılarını da kişilerde ne kadar yıkarsa yıkasınlar temizlenmediği düşüncesi hiç geçmiyor ise, kirlilik kaygısıyla tekrar tekrar yıkamadan rahatlayamıyorlarsa bu durumda bir takıntı-zorlantı bozukluğundan söz edilebilir ve tedavi için psikiyatrik yardım gereklidir.

Takii ki bu psikolojik durumlar kaygının daha ileri boyutları ve normalleşmenin ruhsal engelleridir. Çok doğal ve yaşamsal olarak hastalığa yakalanma düşüncesini makul bir düzeyde taşıyıp kaygılanmak, gerekli tedbirleri almaya devam etmemizi (maske, eldiven takma, sosyal mesafeye uyma) sağlayacaktır. Bu kaygının aşırı düzeyleri ‘’Sakınan göze çöp batar misali’’ çözümden çok sorunu gözümüzde büyütmeye ve enerjiyi boşa harcamaya yol açacaktır. Gerekli önlemleri alıp; Bu enerjiyi normalleşme sürecinde alıştığımız bizi rahatlatan alışkanlıklarımıza, özgür ve hareket alanlarımızı arttırmaya, yaşamı daha anlamlı hale getirip yaşama sevincimize olumlu katkıları sağlamak için kullanırsak daha faydalı olmaz mı?

Yani; TEDİRGİN DEĞİL TEDBİRLİ OLMALIYIZ!!!!

Doktor ara: